Bir Önce ki yazımızda, Kur'an-ı Kerim de Muhkem, Müphem ve Müteşabih olmak üzere üç türlü Ayeti kerime olduğunu yazmıştık. MÜTEŞABİH ayetler ne demektir? Nasıl anlamalı ve nasıl yorumlamalıyız?
Müteşabih; farklı anlamlarda yorumlana bilen demektir. Bir ayette yer alan bir lafız konumuna göre başka ayetlerde farklı manalara da gelebilir. Bir şeyi yorumlarken konu ile ilgili ayetlerin tamamına bakarak, özüne sadık kalmak gerekir. "Elif, Lam, Ra. Bu kitap, hâkim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'tır. Ben de size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım" (Hut 1) Buyurulurken burada müteşâbihlerin, muhkemlerin ışığı altında anlaşılması ve yorumlanması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayetlerin bir kısmının müteşâbih olması, ilâhî kelâma zenginlik ve derinlik kazandırır. Yeter ki insanlar ayetleri özünden ve bağlamından saptırarak farklı mecralara doğru sündürmesinler. Kur'an günümüze kadar aslî hüviyetini koruyarak gelen tek ilâhî kitaptır. Birilerine yaranacağım diye müteşabih ayetleri heva ve heveslerin peşinden koşarak, asırlar önce batıl mezheplerin yaptıkları gibi bağlamından uzaklaştırarak ve kastedilen amaçların dışında o tarafa, bu tarafa çekerek zorlama yorumlar yapmanın hiçbir anlamı yoktur.
Teşâbüh mastarından türemiş kelimeler sekiz ayette on defa geçer. Allah'u Teâlâ; "Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab'ın etkisinden tüyleri ürperir. Hem bedenleri hem de gönülleri Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah'ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah (sapkınlığı seçen) kimi de o tarafa yönlendirirse artık ona yol gösteren olmaz" (Zümer 23) "(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak (peygamberinin kalbine) yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir (Hac 52) Yine Muhammet sur. 20 ve Hut sur. 1 de Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin sağlamlaştırılarak peygamberimize vahy şeklinde bildirildiğine vurgu yapılmıştır.
Âlî-i İmran süresinde ise önce muhkem, ardından müteşâbih ayetlerin söz konusu olduğu bildirilerek şu uyarı yapılmıştır. "Sana kitabı indiren o'dur. O kitabın bir kısmı muhkem ayetlerden meydana gelir ki bunlar, kitabın esası ve özüdür. Bir kısmı da müteşâbih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne çıkarmak ve kendi arzularına göre onun yorumunu yapmak düşüncesiyle müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki bunların kesin anlamlarını Allah'tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olanlar ise: 'Biz bunlara inandık, hepsi de Rabbimizin katındandır' derler. (Bu inceliği) ancak gerçek akıl ve idrak sahipleri düşünüp anlar" (Ali İmran 7)
Bu ayette belirtildiğine göre Kur'an ayetlerinin bir kısmı kitabın esasını teşkil eden muhkemler, diğerleri de müteşâbihlerdir. Kalplerinde sapma eğilimi bulunanların fitne çıkarmak ve tevile sapmak arzusuyla kitabın müteşâbihlerine sarıldıklarına işaret edilerek, bunların tevillerinin ancak sadece Allah'ın bilebileceğine işaret edilerek zorlama yorumların yapılmaması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Burada Kur'an'ın esasını muhkem âyetlerin teşkil ettiğine ve müteşâbihlerin bunların ışığı altında anlaşılması gerektiğine işaret edilmiştir. Katâde gibi bazı âlimler bu ayet ile ilgili, kendi görüşlerine göre te'vil etmek isteyen bidat'çıların kastedildiğini söyleyerek bunların; Mutezile, Sebeiyye, Havâric, Kaderiyye, Cehmiyye, Yahudiler ve Hıristiyanların olduğunu beyan etmiştir. (Taberî, VI, 186-199). Yaklaşık bir asır önce Oryantalistler; 'eğer biz müslümanları hadisler konusunda şüpheye düşürür ve islam âlimlerini de itibarsızlaştırırsak o zaman hedefimize ulaşırız' demişlerdir. Bu gün, Kur'an-ın açıklaması, yorumlanması ve hayata tatbiki mahiyetinde olan hadisler konusunda müslümanları şüpheye düşürmeye ve ömürlerini islama hizmete adayan islam âlimlerimizi itibarsızlaştırmaya çalışanlar, maalesef nasıl bir ihanet içerisinde olduklarını ve kimlerin değirmenlerine su taşıdıklarının farkında bile değiller. Bilmediklerini de bilmeyenler, Hadisleri inkâr' ın yanında, ömürlerini hadisleri derleyerek, gerekli araştırmaları yaparak, kayıt altına alan, günümüze kadar ulaşmasını sağlayan Buhari'ye, Müslim'e, Ebu Davud'a, Tirmizi' ye, Nesai' ve Ahmet İbn Hambel' e dil uzatırken, Ebu Hanife, Şafii, Gazali' de… Kim diyerek küçümseyici ifadeler kullanabiliyorlar. Peygamberimiz bir kimse öldüğü zaman ruhen sorgulanır ve cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olduğu belli olur. Eğer cennetlik ise onun kabri cennet bahçelerinden bir bahçeye, cehennemlik ise cehennem çukurlarından bir çukura dönüşür ve mahşeri öyle bekler buyuruyor. Bunlar ise bu ve benzeri hadisleri inkâr ederek, Peygamberimizi yalanladıklarının ve kime hizmet ettiklerinin farkında bile değiller. Miraç olayı İsra sur 1. Ayetinde de bildirilmesine ve bu olay 28 ayrı sahabe tarafından rivayet edilmesine rağmen bunu bile inkâr edebiliyorlar. Miraç olayını o gün ki şartlarda havsalası almayan müşrikler, Hz Ebu Bekir'e koşarak senin arkadaşın (Hazreti Muhammet) şimdide şunları söylüyor. Bunlara da inanacakmısınız dediklerinde "O mu söylüyor" Onlarda "evet" deyince "O söylüyorsa doğrudur. Çünkü o yalan söylemez" der. İşte İman, Allah'ın iradesine teslimiyet ve Peygamber sevgisi budur.
Olaylar, Ayetlerle hadisleri referans alarak onların ışığı altında, günün şartlarını ve dil bilimi ilkelerini de göz önünde bulundurarak yorumlanırsa isabetli bir sonuca ulaşılabilir. Sadece akıl öne çıkarılarak hareket edilirse yarı yolda şaşılır. Dünya hayatı bir imtihan vesilesi olup, her bir fert ölümden sonra hesap vermek üzere yaratıcısına döndürülecektir. Çeşitli aşamalardan geçirilen insan, nasların ışığı altında, her şeyi araştırırken teslimiyet faziletini de kazanabilmelidir.