Açıklamanın devamında 2009 yılında yürürlüğe giren Sigara Denetim Yönetmeliğinin bugün ilk kez uygulanıyormuş gibi, tüm sertliğiyle hayata geçirilmeye çalışıldığının altı çizilerek şu ifadelere yer verildi:
“Bugüne kadar denetimlerde kabul edilen uygulamalar, bugün aynı işletmeler için geçersiz sayılmaktadır. Oysa mevzuat değişmemiştir; değişen yalnızca uygulamadır. Ve bu değişim, sektör açısından ciddi bir sorun haline gelmiştir.
‘DÜZENLEMELER ZAMANINDA UYGULANSAYDI…’
Eğer 2009 yılında getirilen düzenlemeler zamanında, istikrarlı ve aynı şekilde uygulanmış olsaydı; işletmeler de yatırımlarını buna göre planlar ve hayata geçirirdi. Ancak aradan geçen yılların ardından, farklı yorumlar ve denetimlerle karşı karşıya kalınması, kafe ve restoran sektörünü ciddi biçimde zora sokmaktadır.
Yıllar önce yürürlükte olan uygulamalara göre işletmesini planlamış kafe ve restoranlardan; bugün, ağır ekonomik koşullar altında yeniden yatırım yapmaları beklenmektedir. İstenen şartların sağlanması bazı işletmeler için fiilen imkânsız, bazıları için ise çok yüksek yatırım maliyetleri anlamına gelmektedir. Mevcut ekonomik şartlarda bunun mümkün olmadığı açıktır.
‘YERLİ MARKALAR AYAKTA KALMAKTA ZORLANIYOR’
Artan maliyetler, düşen alım gücü ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar ortadayken, çapraz denetimler, ağır para cezaları ve kapatma kararları sektörü çıkmaza sürüklemektedir.
Bu koşullara yalnızca sınırlı sayıdaki uluslararası zincir kahve markası uyum sağlayabilmektedir. Buna karşın yerli Türk kafe ve restoran markaları, bu denetim yükü altında ayakta kalmakta zorlanmaktadır. Mevcut uygulamalar yerli işletmeleri zorlarken, zincir markaları avantajlı hale getirmektedir.
Sektör zor durumdadır. Bu denetimler ve cezalar işletmelerin canını yakmaktadır.
‘TALEBİMİZ NETTİR’
Talebimiz nettir: Bu uygulamalar için ek uyum süreleri tanınmalı, işletmelerin gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için finansman yolları açılmalı, mevzuat net, açık ve herkes için aynı şekilde uygulanabilir hale getirilmelidir. Denetimlerde uygulama birliği ve ölçülülük mutlaka sağlanmalıdır. Aksi halde kaybeden yalnızca işletmeler değil, istihdam, yerli girişimcilik ve şehir ekonomileri olacaktır.”




