Çalışan, boş durmaz, duramaz. Rehavet çöktü mü de bazen yaz, bazen kış bahane edilir. Aslında rehavet, tembelliğin kibârcası gibi bir şey. Ben de işte o rehavetten var ne yazık ki. Elimde 3 ayrı kitap çalışması yine yerel konularda 3 ayrı makale çalışması var; başına oturup sonuçlandıramadım bir türlü. Teessüf ederim kendime.

Herkes ben gibi değil. Ethem Erkoç hocam ve Mahir Odabaşı kardeşim kendi çaplarında velüdler. Mahalli yazarlarımızdan bazı kardeşlerimizin de yeni kitapları çıktı; bana ulaşmadığı için üzerinde yorum yapma şansım yok.

Ethem Erkoç’un yayınlanmış kitap sayısı 40’ı aştı. Hocama 41 kere maaşallah diyelim de nazar değmesin.

Son yayınlanan 2 kitabı “Söz Uçar Yazı Kalır” ile “Annemi de Vaftiz Ettirdim.”

Söz Uçar Yazı Kalır kitabının ortaya çıkışı üzerine şöyle der önsözde:

“Vakanüvisler yazmasaydı tarihi olaylar da unutulurdu. Elde sözleşmeler olmasaydı o savaşlar ve sonuçları hakkında elimizde bir şey kalmayacaktı. Evlilik, alışveriş, ortaklık, toplumsal ilişkiler bile yazılı bir anlaşmaya dayanmadıkça tartışmalı olabiliyor.

Onun içindir ki “söz uçar yazı kalır” demişler. …

Ben de bundan hareketle konuştuklarımın, söylediklerimin bir kısmını yazıya geçirmeye karar verdim. Üniversitenin bazı sempozyumlarında tebliğler sunmuştum. Panellerde görüşlerimi aktarmıştım. Çeşitli salonlarda ve farklı konularda konferanslar vermiş, söyleşilerde bulunmuştum. İşte onları bir araya getirerek elinizdeki “Söz Uçar Yazı Kalır” adlı kitapta bir belgesel niteliğinde sunmaya karar verdim.”

Değerli okurlar, itiraf edeyim ki “vakanüvis” kelimesiyle bu kitap vesilesiyle tanıştım. Vakanüvis nedir, araştırdığımda özetle aşağıdaki bilgilere ulaştım:

Vak‘anüvis, Osmanlı Devleti'nde resmî tarihçiler için kullanılan unvan.

Arapça vak‘a ile Farsça nüvîs (yazan, yazıcı) sıfatından meydana gelen tabir.

XVIII. yüzyıl başında Dîvân-ı Hümâyun kalemleri arasında teşekkül eden, daha sonra Bâbıâli’de sadâret mektupçuluğu ve âmedî kalemleriyle bağlantılı olan vak‘anüvislik zaman zaman ilgiden mahrum kalsa da saltanatın sonuna kadar devam etmiş bir müessesedir. Özellikle merkezî devlet yapısının yeni bir şekle dönüştüğü Tanzimat ve sonrasında ihmale uğradığı görülmektedir. Bunda Takvîm-i Vekayi‘ ve diğer gazetelerin neşrinin etkili olduğu söylenebilir. Zira gazeteler, vak‘anüvislerin çok sonra yazıp saraya sundukları olayları günü gününe yetiştirmekle bir bakıma vak‘anüvisin işini yapmıştır. Fakat her şeye rağmen vak‘anüvislik, iki asırdan fazla bir süre imparatorluk merkezine dair olayları kaydederek tarih araştırmacılarına değerli malzeme bırakmıştır. (Bk.https://islamansiklopedisi.org.tr/vakanüvis)

Ethem Erkoç’un “Annemi de Vaftiz Ettirdim” kitabı ise bizzat kendisinin yaptığı ve kendisiyle yapılan mülakat(röportaj)lardan oluşuyor.

Kitaba ismi verilen mülakatı Ethem hoca kendisi yapıyor. Tarih vermiyor ama mülakat, üstü kapalı açıklamalarından anladığım kadarıyla 1990’lı yılların birinci yarısının sonlarına doğru olmalı.. Resmi bir ortaokulda görevli buhran geçiren bir memure hanımın, Yahova Şahitleri’ne katılmasının konu edildiği ilginç bir mülakat. Annesi ve kızını vaftiz ettiren memure, askerlik ve tıbbi zorunluluk olsa bile dışardan kan almaya karşı olduklarını söylüyor.

Ayrıca kitapta yazar üzerine yazılan bir kısım şiirler de yer alıyor.

Kırşehirli şair İbrahim Düğer’e ait 2 dörtlük:

Eski yeni yazı ile / Kürsülerden sözü ile

Nur damlayan yüzü ile / Çorum’daki Ethem Hocam

*

Usanmayıp daim gezer / İlim deryasında yüzer

Araştırıp öyle yazar / Çorum’daki Ethem Hocam

***

Mahir Odabaşı kardeşimin son çıkan kitabı: “Bir Ömrün Sessiz Notları”

Bu kitap vesilesiyle 2 önemli özelliğine tanık oldum.

Doğru bildiği konularda müthiş bir mücadele azmi var. Bu, bir.

İki, elinden ve dilinden çıkan ürünleri birilerine ulaştırmada, başarısını paylaşmada son derece yetenekli. Madem öyle işte böyle diyor. Bin kere maaşallah.

Mesela en son Milli Eğitim Bakanımız sayın Prof. Dr. Yusuf Tekin’e ulaşması ve kitaplarını takdim etmesi olayı. Kitabında s. 168-169’da anlatır.

Geçen sene (10-11 Nisan 2025) Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Yusuf Tekin bir dizi okul açılışı ve ziyaretler için Çorum’a gelmişti.

Bakana ulaşma ve kitaplarını sunma arzusunu ısrarlı bir şekilde üst makamlara iletse de sonuç alamaz.

Gerisini kitaptan aktaralım:

“Mahir, kendi göbeğini kendin kes,” dedim. Kitaplarımı imzaladım, beklemeye başladım. Bakan bey, yandaki okula geldi. Hemen oraya gittim. Hatta bizim şube müdürlerinden biri, kitapları elimde görünce, “Bakana kitap mı vereceksin? İçeri almazlar,” diye söylendi. Ben Mahir Odabaşı isem, o kitapları vermeden çıkmam. Bir memur kitap yazıp da âmirine veremiyorsa orada bir sıkıntı var demektir,” dedim. Okula girdim, önce bir polis memuruyla sohbet ettim. O da, “hocam, seni yaklaştırmazlar. Koruma müdürüyle görüş” dedi. İlgili görevliye durumu anlattım. “Hocam, tam burada bekle, Odadan çıkınca şu şekilde hitap et. Yoksa başka türlü görüşemezsin,” diyerek bana bazı tüyolar verdi. Onun dediği gibi yaptım.

Bakan bey, odadan çıkınca hemen, “Sayın Bakanım, hoş geldiniz. Ben İl Milli Eğitim Müdürlüğü Sivil Savunma Uzmanı Mahir Odabaşı. Kitaplarımı takdim etmek istiyorum. Kargo ile gönderdim ama size ulaşamadım” dedim. Elini omzuma attı, “sen mi yazdın?” diye sordu. “Evet, efendim” dedim. Tebrik etti. Eli omzumda (ben de gayri ihtiyari olarak Sayın Bakan’ın beline elimi atmışım) koridorda yürümeye devam ettik. Arkada diğer yetkililer yürüyorlardı. Kitapları takdim ederken “fotoğraf alalım” dedi.” …

İşte böyle.

Bir Ömrün Sessiz Notları, bir devlet memurunun meslek hayatı boyunca karşılaştığı olağan, kabına sığmamadan kaynaklı baş ağrıtan, sırası geldiğinde tuttuğunu koparan olaylardan oluşuyor.. Anlatış tarzı sahici, başarılarında İmam hatipli olduğunu özellikle vurguluyor. “Demek ki neymiş” dercesine “özeti” başlığıyla her bir olayın sonunda okura ders veriyor.

Hal-i hazır oda arkadaşı Soner beyin kitapla ilgili yorumunda ifade ettiği gibi “yazar, acaba ne derler? kaygısına kapılmadan, bir ömrün heybeye atılmış hikayelerini olduğu gibi anlatmayı tercih etmiş. Bu da eseri samimi ve inandırıcı kılan en önemli yönlerinden biri.” Aynen katılıyorum.

Bir Ömrün Sessiz Notları’nda amirlere ince ve net dikkat çeken uyarılar da var. Başarılı olmak istiyorsanız “personelinizi sevin, sayın, onurlandırın, gönlünü alın, onlara değer verin, başarılarını belgeye dökün” öğüdü veriyor.

***

Her iki yazarımızın kitapları, Gülnar Yayınları arasında çıktı.

Ethem hocama ve Mahir kardeşime hayırlı ve uzun ömürler, nice kitaplara imza atmalar diliyorum.

Kitaplar okundukça çiçek açar.

Darısı başıma.

Vesselam…