Temizlik… Ucu bucağı olmayan bir kavram. Üzerine saatlerce konuşsak, sayfalar dolusu yazsak yine de eksik kalır. Temiz insan, temiz aile, temiz toplum, temiz sokak, temiz şehir… Dilimizde sıkça dolaşan bu ifadeler boşuna değildir. Çünkü temizlik, doğumla başlar; hayatın her anına dokunur ve insanın arkasından dahi hayırla anılmasına vesile olur. Bazen birine "tertemiz insan" der, içimizi ferahlatırız; bazen de karşılaştığımız manzara karşısında "Ne iğrenç!" diye hayıflanırız.
Hele kış aylarında… Soğukla birlikte daha sık rastladığımız bir alışkanlık var ki, insanı hem üzüyor hem utandırıyor: Yerlere tükürmek, balgam bırakmak… Yazarken bile hicap duyduğumuz bu davranış, ne yazık ki sokaklarımızın çehresine sinmiş durumda.
İnsan, hayatını sürdürebilmek için toplu yaşamak zorundadır. Toplu yaşamanın temel şartı ise karşılıklı saygıdır; hakka, hukuka riayettir. Başka bir ifadeyle, kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkasına yapmamaktır. Bu basit düstur hayata geçse, şu üç günlük dünyada huzur çoğalır. "Aslan yattığı yerden belli olur." der atalarımız. Şehirler ve köyler de öncelikle çevre temizliğinden belli olur.
Sabah evden çıkıp çarşıya, pazara, işe, okula giderken önümüze bakamaz hâle geldiğimiz oluyor. Elli yüz metrede bir bırakılmış tükürük veya balgam… O yollardan her gün onlarca insan geçiyor; çocuklar okula, büyükler işine gidiyor. Çevreye duyarlı olan herkesin içinden aynı cümle geçiyor: "Ne çirkin bir manzara!"
Peki bu yolları kim kirletiyor? Çocuklar mı, gençler mi, yetişkinler mi, ihtiyarlar mı? Okumuşlar mı, cahiller mi? Yoksa uçan kuşlar mı? Aslında kimin yaptığı ikinci planda. Asıl mesele, hepimizin ortak kullandığı sokakların her gün insanı rahatsız edecek şekilde kirletilmesi. İşte bu noktada, dünyanın merkezi saydığımız güzel şehrimiz Çorum'da yaşayan herkese bir görev düşüyor.
Her şey ailede başlar. Anne babalar, çocuklarını dizlerinin dibine oturtup çevre temizliğinin önemini anlatmalı. Fakat anlatırken, içtiği sigaranın izmaritini balkondan aşağı atmamalı; meyve kabuğunu aracın camından fırlatmamalı; alışveriş fişini "Nasıl olsa geçmiyor." diyerek esnafın kapısının önüne buruşturup bırakmamalı. Çünkü çocuk, nasihatten çok hâle bakar. Telkinden ziyade temsille terbiye olur. Ailede atılan tohum, okulda öğretmenin katkısıyla filizlenir; hayatta meyve verir.

Bir ilçemizde görev yaparken, dışarıdan derse girdiğim bir ortaokul sınıfında öğrencilere şöyle demiştim:
"Çocuklar, evimizin çevresinin temiz olmasını ister miyiz?"
Hep bir ağızdan, "Evet öğretmenim!" demişlerdi.
"Peki, temizlik görevlileri her gün her ayrıntıyı temizleyebilir mi? O hâlde gelin, biz de onlara yardımcı olalım. Hafta sonu elinize küçük bir çapa, bir kürek alın; evinizin duvarı etrafındaki otları, rastgele atılmış kâğıtları, çöpleri temizleyin. Ama bunu benim söylediğimi ailenize söylemeyin. Sizin bu davranışınız onların dikkatini çekecek; belki komşularınız da size katılacaktır."
On beş gün sonra sınıfa girip, "Yapan oldu mu?" diye sorduğumda, bütün parmaklar havadaydı. Çocuklar, "Öğretmenim, annemle babam çok sevindi. Komşularımız da dikkat etmeye başladı." dediler. O an anladım ki iyilik, küçük bir adımla başlıyor; sonra dalga dalga yayılıyor.
Bu mesele zaman zaman yazılı ve görsel basında da işlenmeli. Gerekirse resmî ve özel kurumlar dikkat çekici kampanyalar başlatmalı. Camilerde vaizlerimiz, imamlarımız temizliğin yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorumluluk olduğunu anlatmalı. Nitekim Mevlânâ, "Kötü huy çalıya benzer; başta sökmezsen bütün alanı kaplar." diyerek küçük ihmallerin büyük problemlere dönüşeceğini asırlar öncesinden haber verir.
Bu sebeple, sokakta yere tüküren birini gördüğümüzde kırıcı olmadan uyarmalıyız. Çocuklar ya da yaşlılar bazen yaptıklarının farkında olmayabilir. "Alışkanlık, anahtarı kaybolmuş kilit gibidir; açılması zordur." Ama imkânsız değildir. Biz de gayriihtiyari bir hataya düşersek, uyarana kızmak yerine teşekkür etmeyi bilebilmeliyiz.
Sonuç olarak, bu tür manzaraların bizim toplumumuzda yer etmemesi gerekir. Çünkü özümüzde temizlik vardır; insanı, hayvanı, ağacı incitmemek vardır. O hâlde "Çorumluyuz, çevremizden sorumluyuz." diyerek ara sokaklardan ana caddelere kadar her yerde biraz daha dikkatli olamaz mıyız?
Hiç evimizin kapısına "Lütfen içeri tükürmeyiniz." diye yazı asar mıyız? Asmayız. Çünkü o terbiye bize annemizin dizinin dibinde, fark ettirmeden verilmiştir. Aynı terbiyeyi sokaklarımız için de içselleştirebilirsek, şehirlerimiz de evimiz kadar temiz olur.
Lütfen yerlere tükürmeyin, sakın;
Ardınızdan kaç kişinin geldiğine bakın.
Güzel Çorum'u kirletmeye var mı hakkın?
Onaylıyorsan, sen de uyar tüküreni, arkadaşım;
Temiz sokaklarda yürüsün artık benim vatandaşım.