Kaleli Vakfında Miraç Kandili nedeniyle program düzenlendi. Vakıf merkezinde yapılan programa konuşmacı olarak Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nadir Karakuş katıldı.
Kuranı Kerim Tilavetinin ardından Kaleli Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Vakıf Müdürü İsmail Tuncel açılış konuşmasını yaptı.

Kuran-ı Kerim’den örnekler vererek, Cenab-ı Hakk’ın ölüm ve hayatı imtihan için yarattığını ve insanların ve cinlerin de ancak Allah’a ibadet etmek amacıyla yaratıldığını kaydeden Tuncel, Ziya Paşa’nın “Odun yanar kül olur, İnsan yanar kul olur” veciz sözünü hatırlatarak konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Milli ve manevi duyguların doruğa çıktığı bu özel gecelerin birlik ve beraberliğimize vesile olması temennisi ve Cenab-ı Hakk’ın peygamberimize ilahi ihsanı olan Miraç mucizesi üzerinde çok düşünülmesi gerek. Yüce Allah’a sevgi ve saygı ile peygamberimize bağlılığı noktasında insanın kendisini yeniden gözden geçirmesi ve değerlendirmesi gerek. Kaleli Vakfı’mızın bir programı ile daha bir araya gelmenin heyecanı ve mutluluğu içerisindeyiz.”
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nadir Karakuş ise konuşmasında İsra ve Mi'rac olayının, yaygın rivayete göre Recep ayının yirmiyedinci gecesi gerçekleştiğini belirterek, “Bir gece Resülullah, Kâbe'de hicr veya hatim denilen yerde iken -bazı rivayetlerde uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde- Cebrâil (a.s) geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı. Burak adlı manevi bineğe bindirip Beytülmakdis'e götürdü. Resül-i Ekrem Mescid-i Aksâ'da iki rek'at namaz kılıp dışarı çıktığında Cebrâil biri süt, diğeri şarap dolu iki kap getirdi. Resülullah süt dolu kabı seçince Cebrâil kendisine “fıtratı seçtin” dedi, ardından onu alıp dünya semasına yükseltti. Hz. Peygamber'in mânevi dünyasında gerçekleşip itminan ve güç veren olağan üstü bir hadise niteliği taşıdığı anlaşılır. Resül-i Ekrem'in amcası Ebu Tâlib ile hanımı Hz. Hatice'nin vefatının, ayrıca maddi ve mânevi eziyetlere mâruz kaldığı Tâif Seferi dönüşünün ardından gerçekleşen mi'rac olayının O’na Allah tarafından lütfedilen mânevi bir destek olduğu açıktır. Bu ilâhi lütfun, son nebinin getirdiği mesajın Mescid-i Aksâ'da kendilerine namaz kıldırdığı ve semalarda görüştüğü peygamberlerin mesajlarını ihya edeceği ve hak dinin bütün dinlere hâkim olacağı (el-Feth 48/28) şeklinde yorumlanması, hem naslar hem tarih açısından isabetli görünmektedir. Gerek Kur'an'da gerekse kavli ve fiili sünnette namazın dini hayattaki öneminin ısrarla vurgulandığı bilinmektedir. İftitah tekbirinden sonra kulun Allah'a hitap etmesiyle başlayan namaz zâhiri şeklinin ötesinde bâtıni konumuyla müminin ruhi mi'racı sayılmaktadır. Nitekim Gazzâli, namazın zâhiri yönünü anlattıktan sonra deruni-mânevi hayatı geliştiren özelliğine de geniş yer ayırmış, bu arada psikolojik muhtevanın (huzür-ı kalb) sadece Allah'a yönelik olmasına ağırlık vermiştir. Mi'rac olayının en önemli halkalarından birisi de beş vakit namazın bu gecede farz kılınmasıdır. Sidretü'l-müntehâ denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah'ın huzuruna çıktı. Burada Cenâb-ı Hak beş vakit namazı farz kıldı. “(Ey Peygamber!) Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı hakkıyla kılmaya devam et. Çünkü namaz, hayasızlıktan ve kötü işlerden alı koyar. Bil ki Allah'ı anmak, en büyük ibadettir. Allah yaptığınız her şeyi bilir” dedi.

Namazın, kulların yaratıcılarıyla buluşmalarına ve O'nun huzuruna kabul edilmelerine vesile olan önemli bir ibadet olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nadir Karakuş şunları dile getirdi:
“Zira O, zamana ve mekâna bağlı olmaksızın yarattıklarını dinler, yardım istediklerinde kullarını muhatap alarak isteklerine icabet eder. Bu ibadet, Hz. Peygamber'den öğrenilerek tevatür yoluyla nesilden nesle aktarılmış ve Müslümanlar tarafından asırlardır uygulana gelmiştir. Bu durum, müminlerin Allah ile kesintisiz bir iletişim kurmalarının önünü açarken aynı zamanda onların ahlâki olgunluğa erişmeleri konusunda da önemli katkılar sunmuştur. Zira kulun, namaz vesilesiyle her şeyden haberdar olan yaratıcısı ile buluşup O'na iyi ve faziletli bir birey olacağına dair söz vermesi ve bu sözünün şuurunda olması, onun ahlâki yönden kemale doğru yol almasını sağlayacaktır. Müfessirler de insanları kötülüklerden uzaklaştırmayan namazın Allah'tan uzaklaştıracağını belirtmişler, böylece namazın ahlâk ile olan ilişkisine vurgu yapmışlar ve namaz ibadetinin gayelerinden bir tanesinin de insanları kötülüklerden uzaklaştırıp ahlâki olgunluğa ulaştırmak olduğunu bildirmişlerdir. Bu durumda, en önemli ibadetlerden biri olan namaz, kazandırdığı çok yönlü faydalarla müminleri hem ahlâklı bireyler olmaya çağırmakta hem de ahlâkın önemine dikkat çekerek ahlakın olmadığı bir hayatın, Allah katında bir değeri olmadığı gereğini insanlığın dikkatine sunmaktadır. Bir rivayete gore Resül-i Ekrem’e mi‘racda Bakara süresinin son ayetleri indirilmiş ve Allah’a ortak koşmayanların affedileceği müjdesi verilmiştir. Bu müjde ve lütuflardan dolayı Mi'rac Gecesi, çok değerli ve pek müstesna bir an olarak kabul edilmiştir.”
Prof. Dr. Nadir Karakuş’un konuşmasının ardından ilahiler seslendirildi ve program dua ile sona erdi.






