Bizim kuşak, Yeşil Çam filmleriyle büyüdü. Önce siyah-beyazdı. Renkli filimler bile bize devrim gibi gelmişti.
Yeşil Çam filimlerinde başrolde bir erkek, bir kadın vardı. Olay, onların çevresinde dönerdi. Başroldekilerin mutlaka bir mesleği vardı. Ya şofördü, ya taksiciydi, ya bakkaldı, ya terziydi, yahutta çiftçi veya çobandı. Arada zengin iş adamları, armatör veya fabrikatörler de vardı.
Zengin kız-fakir oğlan, umutsuz aşklar hatta ihanetler bile vardı. Konular, bizdendi. karakterler toplumumuzdandı. Cinayetler, soygunlar, hırsızlıklar da vardı. Ama filmin sonuna doğru güvenlik güçleri, polis olaya el koyardı. ‘Olur böyle vakalar, Türk Polisi yakalar’ sözü hemen her filme uyarlanabilirdi.
Filimlerimizde edep ve ahlaka aykırı, sınıf kavgasını körükleyen, içki ve kumarı normalleştiren, müstehcenliği ön plana çıkaran unsurlardan dolayı çok eleştirirdik. Argoyu, sokak ağzı konuşmaları nedeniyle gençlere kötü örnek oluyorlar, dili yozlaştırıyorlar diyorduk.
Bu ortamda televizyonlarda Köle İzavra ve Dallas dizileri boy göstermeye başladı. Birisinde batının aile hayatı bize enjekte ediliyordu. İkincisinde kapıtalist dünyanın zenginlerinin pervasızlığı, despotluğu, toplumu yönetme ve yönlendirme biçimi iliklerimize kadar sindiriliyordu. Dizinin başrol oyuncusu, bir petrol şirketinin sahibi. Emrinde çalışan bütün kadınların da sahibi. İstediği her şeye, her türlü dolaşık yollardan da olsa erişebilen yüce güç sahibi bir ABD’li.
Her iki dizi de yıllarca sürdü. Batı dizileri, televizyonlarımızı işgal etti. Hepsi de kendisine yer buldu. Geniş izleyici kitlelerine ulaştı. Bunu gören filim şirketlerimiz ve yapımcılarımız, kolları sıvadı, biz de yaparız, dediler.
Gerçekten de yaptılar. Bir kaç aile dizisi, komşu dizisi, apartman veya ticaret hayatını ele alan diziler hazırladılar. Epeyce seyirci kütlesine ulaştılar. Ama bunlar, pahalıya maloldu. Başrol oyuncularını, uzun süre çalışmayı kabul edenleri bulmak, onları parasal yönden tatmin etmek oldukça zor oldu. Hem ekonomik hem de yüksek reytingli dizi arayışına girdiler. Buldular da...
Yeni dizilerde başroldekiler holding patronu ve orada çalışan sekreteri... Ama her hangi bir işkolu geçmiyor. Şirket, kâr getiren her işi yapıyor. Hep yakışıklı gençler, görkemli bayanlar... Şeklen evli, fakat gönül ilişkilerine dayalı meslektaşlık ve arkadaşlıklar. Düzensiz aile hayatı, nikahsız birliktelikler...
Balolar, kokteyller, defileler, galalar, adı sanı hiç duyulmamış değişik partiler. İçki, sagaranın yanı sıra keyf partileri; toplu yozlaşma sahneleri.
Aile hayatında kaçamaklar, ihanetler, eşler arasında güvensizlik, intikam için her türlü davranışı hoş gören-gösteren sahneler. Adını koyup biçimini tanzim ettikleri kutlama geceleri... Mezuniyet balolarından, plaket törenlerine, tanışma sofralarından bekarlığa veda partilerine kadar toplumumuza pek çok kutlama törenleri icat ettiler.
Toplum da zamanla bunların bizim örf ve âdetlerimizden kaynaklandığını sanmaya, pekçoğunu kabullenmeye başladı. Ama topluma zerk edilen bu ilaç, ters tepti, allerji yaptı.
Dizi filimlerin hortlamasıyla mafya-çete olayları çoğaldı. Zira dizilerde çeteler, cinayet işliyor, takır takır sayıyor, ama hiç biri yakalanmıyor. Organize suçlar arttı. Bir ekip halinde dükkan, işyeri, şirket, kuyumcu soygunları arttı. Dizilerde bu tür eylemlerde bulunanlar, yakalanmayıp lüks hayat yaşıyorlar.
Okullarda çeteler oluştu. Akran zorbalığı ve öğrencileri haraca bağlama olayları arttı. Çünkü öğrencilere yönelik dizilerde bunu görüyor ve hiç birinin önemli bir cezaya çarpıtılmadığını izliyor.
Sanal medyanın da yaygınlaşmasıyla birbirlerini hiç tanımadıkları kız/erkek arkadaşlıklar başlıyor. Onun da sonu genellikle aşk cinayetiyle sonlanıyor. Poşetlere konulmuş cesetler, genellikle dizilerden alınıyor. Sonra virüs gibi toplumu sarmaya başlıyor.
İhanet ve aile içi şiddet, önemli yaralarımız. Gönül kimi isterse onunla beraber olunur anlayışı, bizim etik değerlerimize uymuyor. İhanete uğradığını farkeden kadın veya erkek, adeta intikam yemini ediyor. Aile içi şiddetin korkunç sonuçlarının başında toplumun sosyal ve ahlaki değerleriyle uyuşmayan sosyal medya, dizi, film ve yayınlar gelmektedir.
Bu sorunlara bireysel çözüm bulmak imkansız. Önce bunların birer sorun olduğunu kabul etmek, ardından da çözüm yollarını araştırmak gerek. Bu konda samimi olmak, çözüm odaklı çalışma, sonuçta elde edilen düşünceleri hayata geçirmek lazım.