Ergenlik ne tamamen çocuk ne de tam anlamıyla yetişkin olunan kimliğin, değerlerin ve ilişkilerin yeniden şekillendiği uzun bir geçiş dönemidir. Bu süreç yaklaşık 10 yaşından başlayıp nörolojik ve sosyal gelişimin tamamlandığı 25 yaşına dek uzanır. Böyle geniş ve kırılgan bir gelişim aralığında sosyal medya, gençlerin hem kendilerini ifade ettikleri hem de risklerle karşılaştıkları dev bir alan hâline gelir. Bu nedenle ergenleri sosyal medyada güvende tutmak, kontrol etmeye çalışmak anlamına gelmez.Onların özel alanına saygı duyarak yanında durmak anlamına gelir.
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir. Sosyal medya gençler için doğası gereği ne faydalı ne de zararlıdır. Etkilerini belirleyen şey platformun kendisinden çokergenlerin kişisel özellikleri, aile bağlamları ve çevrimiçi neyle karşılaştıklarıdır. Bir genç sosyal medyada kimi takip edeceğini seçerken kendi deneyimini şekillendirir.Ancak görünür ya da görünmez algoritmalar da ona ne göstereceğini belirler. Bu iki etkenin kesişimi, ergenin ruh hâlinden benlik algısına kadar birçok alanı etkileyebilir.
Bu nedenle bilimsel bulgular hiçbir zaman tüm gençler için geçerli tek bir doğru sunmaz. Her genç; ailesi, sosyal çevresi, güçlü ve zayıf yönleriyle benzersizdir. Dolayısıyla sosyal medya rehberliği de kişiye özel olmalıdır. Erken ergenlik döneminde (yaklaşık 10-14 yaş) risklerin daha yüksek olmasının nedeni beynin haz ve risk değerlendirme sistemleri arasındaki dengesizliğin bu yaşlarda belirgin olmasıdır. Bu yüzden yaşa uygun kullanımı belirlerken kronolojik yaştan çok olgunluk, öz düzenleme becerisi, ev ortamı ve güvenlik farkındalığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Sosyal medya sadece bireysel değil toplumsal riskler de içerir. Araştırmalar, çevrimiçi ortamlarda zorbalığın yapısal olarak yeniden üretilebildiğini gösteriyor. Algoritmalar, onları geliştiren toplumların kültürel eşitsizliklerini yeniden ortaya koyabilir. Bu da gençlerin maruz kaldığı içeriklerin bazen ayrımcılık, nefret veya zararlı ideolojiler içermesine yol açar. Bu riskler sadece psikolojik değilçevrimdışı şiddete kadar uzanabilen ciddi sonuçlar doğurabilir.
Tüm bu karmaşıklık içinde yetişkinlerin rolü bir denetleyici değilbir rehber olmaktır. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin izleyebileceği en etkili yol gençlerle açık bir iletişim kurmak ve yasaklayıcı değil yönlendirici bir tutum benimsemektir. Gizlilik ayarlarını birlikte gözden geçirmek, konum paylaşımı gibi kritik sınırları konuşmak, çevrimiçi zorbalık veya rahatsız edici içeriklerle karşılaşıldığında başvurulacak bir yetişkin olduğumuzu hissettirmek önemli koruyucu adımlardır.
Ergenler sosyal medyada görünürlük, aidiyet ve onay ararlar.Bu, gelişim süreçlerinin doğal bir parçasıdır. Biz yetişkinlerin görevi ise onların bu alanı güvenli biçimde keşfetmelerine destek olmaktır. Kontrol yerine güvenli eşlik etmek önemlidir. Çünkü gençlerin dijital dünyada attığı her adımın arkasında durmak, onlara hem özgürlük hem güven sunmanın en dengeli yoludur.
Okullarda yürütülen bilinçli teknoloji kullanımı etkinliklerinin veliler tarafından yakından takip edilmesi de ergenlerin çevrimiçi güvenliğini güçlendiren önemli bir adımdır. Bu süreçte okul psikolojik danışmanlarından düzenli olarak bilgi almak, gerektiğinde bu etkinliklerin velilere yönelik versiyonlarına katılmak ailelerin farkındalığını artırır. Ebeveynler, teknolojik okuryazarlıklarını geliştirmek için kitaplar ve güncel makaleler okuyabilir, alan uzmanlarının görüşlerinden yararlanabilir. Böylece hem çocuklarına örnek olur hem de sosyal medya konusunda ortak bir öğrenme süreci başlatmış olurlar. Ailece yürütülen bu farkındalık çalışmaları hem dijital dünyada güvenli davranış modellerini destekler hem de aile içi iletişimi güçlendirerek sosyal medya kullanımını daha sağlıklı ve işlevsel bir deneyime dönüştürür.