Oruç ayı Ramazan’a ramak kaldı, gölgesi üzerimizde; Perşembe günü 1 Ramazan 1447 inşaallah. Şimdiden mübarek olsun.
Ramazan ayı, oruçla birlikte nefis terbiyesine kapı aralar.
Bir ehl-i mutasavvıf der ki; “insandaki nefsaniyet ve ruhaniyet, bir terazinin iki kefesine benzer. Biri hafiflediğinde diğeri ağır basar.” Biri galipse diğeri mağlup olur.
Gönül gerçek hayatta bunu böyle görmek ister. Onun için oruç nefis terbiyesine/eğitimine kapı aralar dedik. Aralanan kapının ruhaniyeti ağır basan oruçlularca, sonuna kadar açılması arzulanır.
Bir yerde at-süvari ilişkisini okumuştum. Oradan hareketle insan-nefis ilişkisini at-süvari ilişkisiyle kıyaslarsak yanlış olmaz diye düşünüyorum.
Mevlana’ya atfedilen bu sözde söyle denilir:
“At, süvariye uyarsa at onu, âhire(hedefe) götürür / Süvari, ata uyarsa at onu, ahıra götürür.”
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) buyurur ki:
“Gerçek babayiğit, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir.” (Buhârî,102; Müslim, 108)
Nefsaniyet mi, ruhaniyet mi gâlip gelecek? bu, kişinin kendi elindedir. Oruç, nefse gem vurup ruhu şâha kaldırma vesilesidir.
Meşhur bir Kızılderili hikâyesi vardır. Bakın nasıl anlatılır:
Yaşlı Kızılderili reis kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz diğeri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin ille de siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine:
-Dede bu iki köpeği niye hep kulübenin önünde tutuyorsun? Hem de niye biri siyah diğeri beyaz?
Yaşlı reis, bilgece gülümsedi ve torununun sırtını sıvazladı ve “onlar benim için iki simgedir” dedi.
Çocuk:
-Neyin simgesi?
-İyilik ile kötülüğün simgesi.
Aynen gördüğün şu iki köpek gibi, iyilik ve kötülük durmadan içimizde mücadele eder. Onları seyrettikçe ben hep bunları düşünürüm.
Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
-Peki, bu mücadeleyi hangisi kazanır?
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:
-Hangisi mi evlat?
Ben hangisini beslersem o kazanır!
**
İyilikler artsın diye ibadetleri emrediyor Rabbimiz. Oruç örneğinde olduğu gibi.
Ancak ibadetlere rağmen kabahatler artıyorsa bir sorun var demektir. At-süvari ilişkisi söz konusu olmuş ve atla süvari yer değiştirmiştir maalesef.
Zira Hz. Ömer, öyle der: “Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız.
Konuştuğunda doğru söylüyor mu?
Kendisine bir şey emânet edildiğinde emânete riâyet ediyor mu?
Dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu? Ona bakınız.” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, VI, 288; Şuab, IV, 230, 326)
Hz. Ömer, namaz, oruç zaten yeme, içme, uyuma gibi Müslümanın tabii bir görevi/ihtiyacı, onları elbette yapacak, mamafih esas ahlaki konular sizi ele verir, kimliğinizi ortaya kor demek istiyor.
Sevgili okurlar, bilgisayarın başına oturduğumda konunun buraya kadar geleceğini hiç tasarlamamıştım. Başka şeyler kaleme alacaktım. Ramazan ayının gölgesi bile bizi etkilemeye yetti ve bunları yazdırdı. Umarım derdimi bir parça anlatabilmişimdir.
Vesselam…
NOT: 1 Şubat 1991’de kurulan yerel basınımızın köklü yayın organlarından gazetemiz Çorum Hâkimiyet, 35 yılı geride bırakırken, 36’ncı yaşına adım atmanın haklı gururunu yaşıyor. Gecikmeli oldu ama tebrik ediyor, doğru, ilkeli ve kamu yararını esas alan nice yıllar diliyorum.