Demokrat Parti (DP) İl Başkanı Ahmet Damar, Amerika Birleşik Devletlerinin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu evinden kaçırmasına tepki gösterdi.
Bağımsız bir devlete saldırarak ve başkanını alıkoymanın alkışlanacak bir durum olmadığını belirten DP İl Başkanı Ahmet Damar, “Tarih tekerrürden mi ibaret. Kardeşimiz dediklerimizle arifeyi görüp bayramı görmüyoruz acaba bu bir tesadüf müdür bilemedim. Bir devlet başkanı, topraklarımdaki petrolü, kıymetli madenleri vermem diyor ve ülkesine saldırılıyor. Bazılarımızda her şeyimizi teslim ediyor Trump mıdır Turp mudur dostum diyor. Bu nasıl bir anlayış anlamakta zorlanıyoruz. Bu adam değil miydi ülkesinin altınlarını ülkemizde işleten bu adam değil miydi 15 Temmuz’da ilk arayıp da geçmiş olsun yanınızdayız diyen. Şimdi biz nerdeyik. Sesimiz çıkmıyor dillerimiz lal olmuş gibi. Evet bu adam ülkesinde hıyanete uğramış ama kardeş dediğimiz insanları en azından yalanda olsa az da olsa savunmak gerek miyor mu? Akıllara eski defterleri karıştırdığımızda başka şeylerde geliyor. Bakıyorsunuz Saddam, Kaddafi, Muhammed Mursi, Kardeş Eset şimdide Maduro. Kimseye kardeş demeyin arkadaş akıbetleri kötü oluyor” dedi.
Bu tür bir eylemin, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temelini oluşturan egemenlik eşitli, iç işlerine karışmama ve kuvvet kullanma yasağı ilkeleriyle açık bir çelişki içerisinde olduğunu ifade eden DP İl Başkanı Ahmet Damar, “ABD’nin bu ilk yaptığı bir eylem değildir. Afganistan’da, Şili’de, Nikaragua’da olduğu gibi. Yani hedef ülkeyi değil, bölgesel ve küresel istikrarı da tahrip etmesidir. ABD saldırısı uluslararası düzenin kendisine yönelmiş bir tehdittir. Bu tür eylemleri alkışlamak ya da görmezden gelmek, yarın aynı hukuksuzluğun başka coğrafyalarda ve başka halklara karşı işletilmesine zemin hazırlamaktır. Ne hikmetse, Türkiye’de iktidar çevrelerinin bu tür bir ABD müdahalesini alkışlaması ise açık bir siyasal riyadır. İktidar çevreleri, ulusal egemenlik ve anti-emperyalizm söylemini iç politikada sürekli olarak dolaşıma sökerken, söz konusu ilke ABD’nin çıkarlarıyla örtüştüğünde sessiz kalmakta ya da destek vermektedir. Bu tutum, ilkesel bir dış politika değil, güce göre konumlanan bir siyasi pragmatizmdir. Desturumuz güçlünün yanında olmak değil Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” olmalıdır” ifadelerini kullandı.



